Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 15833 tanesi Türkçe, toplam 19131 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
İnsan Allah tarafından bir amaç üzere yaratılmıştır. İnsanın yaratılış amacını ve kısa süren dünya hayatı boyunca nasıl bir ömür geçirmesi gerektiğini öğrenebileceği kaynak ...
İnsan Allah tarafından bir amaç üzere yaratılmıştır. İnsanın yaratılış amacını ve kısa süren dünya hayatı boyunca nasıl bir ömür geçirmesi gerektiğini öğrenebileceği kaynak ise, Allah'ın kullarına bir rehber olarak indirdiği Kuran'dır.
Allah "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115) ayetinde insanların belli bir amaç üzere yaratıldıklarını bildirmiştir. Bu amacın ne olduğu ise başka ayetlerde tarif edilmiştir. İnsanın yaratılış amacı, "...insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle haber verildiği gibi Allah'a kulluk etmektir.
Yalnızca Allah'a ibadet etmek için yaratılan insanın önünde, ortalama altmış-yetmiş yıllık kısa bir ömür vardır. Bu ömür, tıpkı bir kum saatinde olduğu gibi hiç durmadan akmakta; insan ahiretteki asıl hayata doğru sürekli bir geri sayım içinde yaşamaktadır. Herkes kendisi için belirlenmiş bir süre kadar yeryüzünde kalacaktır ve bu vaktin bilgisi sadece Allah katında saklıdır. İnsanın hayatı kimsenin değiştirmeye güç yetiremeyeceği şekilde, Allah'ın çizdiği bir kader üzere işlemektedir.
Allah dünyanın geçici bir yurt olduğunu ve asıl yurdun ahiret olacağını tarihin başından bu yana insanlara açıklamıştır. Buna rağmen insan, çok kısa süren dünya hayatına yönelir ve nefsine fayda sağlamaya çalışır. Halbuki olayları biraz akılcı değerlendirebilen ve gerçekleri düşünen bir insan, dünya hayatının sonsuz hayat yanında ne kadar değersiz olduğunu görüp anlar.
Önce Allah'ı Sıfatlarıyla Tanımalıyız
Bu imtihanın sırrını anlayabilmek için öncelikle evrene tamamen hakim olan Yaratıcı'yı çok iyi tanımak gerekir. O, gökleri, yeri ve bu ikisi arasındaki herşeyi yoktan var eden, her varlığın Kendisine muhtaç olduğu, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve bütün eksikliklerden uzak olan Allah'tır. İnsanı da yoktan var etmiş, ona sayısız özellikler ve nimetler vermiştir. Hiçbir insan işitmeyi, görmeyi, yürümeyi, sinir ve kas sistemlerini düzenli olarak çalıştırabilmeyi, solunum sistemi oluşturup nefes almayı ve bunun gibi yaşam için şart olan sayısız özelliklerini kendi başına elde etmemiştir. Daha insan bunları idrakten bile yoksunken, Allah bu sistemleri insan vücuduna yerleştirmiştir. Tüm bu nimetlerin karş! ılığında insanlardan istediği ise, Kendisine kulluk etmeleridir. Fakat insanların büyük bölümü ayetin ifadesiyle "zalim ve nankör" bir karakter göstererek Allah'a şükretmeyi, O'na boyun eğmeyi ve itaat etmeyi unuturlar, O'nun koyduğu sınırları çiğnerler. Kendilerinin büyük bir güce sahip olduklarını, bu dünyadan çok uzun bir süre ayrılmayacaklarını düşünürler.
Kedilerin gözlerindeki yaratılış özellikleri, Yüce Allah’ın yaratmasındaki mükemmelliği ortaya koyan delillerden biridir. Rabbimiz kedilerin gözlerini, bu canlıların ihtiyacına uygun kontrol ve koordinasyon özelliklerine sahip olarak benzersiz bir uyum içinde yaratmıştır. Bir ayette Allah’ın yaratışındaki kusursuzluğa şöyle dikkat çekilmiştir:
“O Allah ki, yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Bazı hayvanların insanlardan daha güçlü olan duyuları hangileridir?
Tehlike Sinyali Veren Canlılar
Topluluk halinde yaşamanın en büyük avantajlarından biri tehlikelere karşı daha fazla korunma sağlamasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan hayvanlardan herhangi biri, tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün, kendine özgü bir uyarı şekli vardır.
Tavşanlar ve bazı geyikler, tehlikeyi sezdiklerinde çevrelerindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını dikerler. Ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar.
Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiğinde hemen öterek alarm verir. Sarı asma kuşu gibi türler, alarm verirlerken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartırlar. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Bu, sürüsünü uyaran kuş için önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır. Ama sesin yönü belli olmadığı için de tehlike nispeten azalmaktadır.
ADNAN OKTAR: "Firavun'a git," Firavun’a git, o devrin deccaline git. O devrin Mehdisi olduğu için ‘sen Deccala git’ diyor Allah. “Çünkü o azmış bulunuyor." Bütün Firavunlar azmış olurlar zaten. “Dedi ki: ‘Rabbim, benim göğsümü aç.’" Bak canım benim, o heyecanlı ve ürkmeye açık olduğu için ruhu ilk ihtiyacı hemen onu söylüyor “göğsümü aç.” Çarpıntı ve muhtemelen tansiyon yükselmesi var. Yani nefes darlanması. Çünkü korktuğu bütün olaylar oluyor, yılandan korkuyor, Allah “tut” diyor. Zaten vahiy gelmiş onun heyecanı var üstünde, dağda kimsesiz yalnızlar, ateş yok, yanında eşi var, ailesiyle beraber gidiyor, hayvanlar var, hepsinin sorumluluğu üzerinde. Ayrıca cinayet zanlısı olarak takip ediliyor, her an idam edilebilir yakalanırsa. Çok gergin, bir de üstüne Allah; “yılanı tut diyor.” yılan da görmüş. Yani hepsi üst üste gelince çarpıntı başlıyor. “Dedi ki: ‘Rabbim, benim göğsümü aç.’" Peygamberimiz (s.a.v.)’in de göğsü açılmıştı. Peygamberde, Mehdilerde heyecan çok yüksek olur. Onlar korkuya ve heyecana çok açık olurlar, çok hassas olur onlar.Mesela ışığı ve renkleri çok detaylı görürler. Kokuyu çok detaylı alırlar. Bir insanın rahatsız olmadığı, alınmadığı bir şeyden onlar çok şiddetli alınıp, rahatsız olurlar. Mesela pis bir şeyden onlar çok daha şiddetli etkilenirler. Mesela bir korku ortamında onlar daha şiddetli etkilenirler. Ama daha şiddetli reaksiyon gösterirler, daha yiğittirler. Daha güçlü karşılık verirler. "Rabbim, benim göğsümü aç.” İlk önce o. Yani‘bu çarpıntı ve heyecanı bende durdur’ diyor. "Bana işimi kolaylaştır." Çok zor geliyor çünkü o kadar çok olay var ki, bir tane iki tane üç tane değil. İmtihan peş peşe gelmiş. Cinayet suçundan aranma var, her an Allah vermesin şehit edilmesi ihtimali var. Çünkü suç olarak görüyorlar. Kazara ama onlar kazara kabul etmez. Ailesiyle beraber dağda zaten insanlar da tehlikeliler. Kimin ne yapacağı belli değil.
Şura Suresi, Kuran-ı Kerim’in 42. suresidir. 53 ayetten oluşmaktadır. 23. ve 26. ayetleri Medine’de diğer ayetleri Mekke'de nazil olmuştur. Sure, ismini 38. ayette geçen ve Müslümanların aralarında danışarak işlerini yapmaları gerektiğini bildiren “şura” kelimesinden alır. Şura, danışma ya da toplu denetim anlamında ülkemizde tercüme edilirken, bu sözcük İngilizcede (council) konsey, meclis, kurul, encümen, danışma kurulu, divan, şura, heyet anlamında tercüme edilmiştir. İniş sırasına göre 62. suredir.
Vücudumuz tıpkı cebimizdeki ya da cüzdanımızdaki bozuk paralar gibi demir, bakır, çinko, magnezyum, mangan, vanadyum, molibden, selenyum ve hatta nikel içerir. Canlılığın temeli olan elementlerin (karbon, oksijen, hidrojen, kalsiyum, nitrojen, fosfor) aksine vücudumuzdaki metaller sentezlenemez ve geri dönüştürülemez. Fakat vücudumuza alındıklarında özenle işlenirler. Bu metallerden biri olan bakır, vücudumuzdaki çok sayıda faydalı işlevi yerine getiren mükemmel bir biyolojik metaldir. Fakat bu metalin vücudumuzdaki oranı Allah’ın yarattığı belirli bir ölçü iledir. Eğer onu işleyen bu mekanizmada düzensizlik olur ve bakırın hassas oranı değişirse vücudumuzda tamiri çok zor hasarlar meydana gelebilir.
Bakırın vücudumuza olan faydaları nelerdir?
Bu mineralin vücumuzdaki eksikliği nelere yol açar?
Vücudun günlük bakır ihtiyacı 1,5–3 mg arasında değişir. Bakır, vücut tarafından zor emilen bir maddedir. Besinlerdeki bakırın ancak %5’i vücut tarafından emilir. Zeytin, badem, fındık, ceviz, taze ve kuru üzüm, arpa, tam buğday ekmeği, bal, kuzu ciğeri, portakal, pancar, pekmez, brokoli, fasulye ve bezelye gibi besin kaynaklarında bol miktarda bulunan bakır vücuda alındıktan sonra indirgenmiş halde (Cu(+) ) duramaz. Bu mineral elektron kaybeder (Cu2+) ve çok amaçlı fonksiyonlar için tüm canlı organizmalar tarafından kullanılır.
Bizim hayatımızı kolaylaştıran tüm tasarımlar gibi, doğadaki canlıların bedenlerinde de birçok tasarım örneği bulunur: Kusursuz işleyen kanatlar, kimya laboratuvarları gibi işlev gören hücreler, karanlıkta görmeyi sağlayan kızılötesi gözler, darbelere ve zor şartlara dayanıklı deriler, kaygan zeminde yürümeyi olanaklı kılan vantuz ayaklar bunlardan sadece birkaçıdır. Canlılarda yaratılmış mükemmel yapılar ile teknolojiyle paralel olarak gelişen insan yapımı tasarımlar karşılaştırıldığında ortaya şaşırtıcı bir sonuç çıkmaktadır: Tasarlanan ürünlerin hemen hepsi doğanın birer taklidi olmaktan öteye gidememekte, hatta çoğu zaman canlılardaki üstün yapıların ihtişamına ulaşamamaktadır. İşte sitemizde inceleyeceğimiz bu açık gerçeğin kanıtlarından yalnızca birkaç tanesi: Böceklerdeki kimyasal iletişim: Feromon; Penguenler ve potansiyel enerji- kinetik enerji dönüşümü; “Dört gözlü” balıktaki muhteşem optik tasarımı; Kış güvelerindeki ısıtma sistemi...